21 Nisan 2017 Cuma

Kedi Konaklama Evi || Pembe Pati Evi


Rezervasyonunuzu yaptırdınız, biletlerinizi aldınız. Tatile hazırsınız.
Peki kediniz ne olacak?

  • Siz kızgın kumlardan serin sulara koşarken gönül rahatlığıyla kedinizi bırakabileceğiniz artık @pembepatievi var  
  • Tuzla apartman dubleks dairemde kedinizin tamamen kendine ait odası bulunmaktadır. Hiçbir kedi ile temas yok. 
  • Odasında yataklar, mama-su kabı, tırmalama, tünel, oyuncaklar bulunmaktadır. 
  • Kediniz beslenme alışkanlığına göre düzenli beslenir. Her gün suyu tazelenir ve kumu temizlenir.
  •  Gün içersinde top, ip, kedi oltası oyunlar oynuyoruz. 
  • Kediniz kafese konmadan kendini evinde hissedeceği, özgürce gezebileceği oyun oynayabileceği sevgi dolu bir yuva.

Instagram hesabım @pembepatievi
Bugüne kadar pansiyonumuzda kalmış pisi pisilerin fotoğraflarına bakabilir, size daha iyi referans olabilir:)

7 Eylül 2016 Çarşamba

SAMED BAHRENGİ || KÜÇÜK KARA BALIK




  • Ülkemizin darbe yıllarında, hala da dünyanın farklı ülkelerinde 'yasaklı' olan bir çocuk kitabı.

    Çocuklara 'anarşizmi' aşılıyor diye ülkemizde Küçük Kara Balık yasaklanır, Şirinler 'komünizmi' aşılıyor diye Amerika'da yasaklanır. 

    Nedir bu büyüklerin çocuk kitaplarından alıp veremediği? Neden yasaklayacak kadar korkuyorlar?

    Çünkü yönetenler; toplumun düşünen, sorgulayan, fikir yürüten, muhakeme gücü gelişmiş bireylerden oluşmasını istemiyor. 'Ağaç yaşken eğilir' mantığıyla sanırım işe çocuk kitapları ile başlanıyor. 

    Küçük Kara Balık; kendi aklımızla anlayarak, kendi gözlerimizle görerek hayatımıza kimseyi dinlemeden yön verebileceğimizi anlatıyor. Karşımıza her zaman negatif, huzursuz, korkak, bizi engellemeye çalışan insanların çıkabileceğini ama ne olursa olsun hayallerimizden ve kendimiz olmaktan vazgeçmemizi anlatıyor. 

    Hala okumayanlarınız varsa hemen çocuklara masal, biz büyüklere rehber kitabını okuyun.


    "Ben bilmek istiyorum, hayat gerçekten bir avuç yerde durmadan dönüp durmak, sonra da yaşlanıp gitmek mi yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak da mümkün mü?"


16 Haziran 2016 Perşembe

Şu harika çocuklar "liseliler"



İstanbul Erkek Lisesi'nin yaktığı kıvılcım son on beş günde ülkenin dört bir yanındaki 365 lisenin ortak yayımladığı bildiri ile devam ediyor. 

Ben bu gençlerin direnişini, onurlu mücadelelerini uzaktan, sessizce büyük bir keyifle izliyorum. 

Sakın ama sakın bu "liseliler"i hafife almayın çünkü onlarınkisi  gezi gibi saman alevi bir direniş değil. 

Bu gençler akıllı, eğitimli, kendi yaşamlarının sahibi ve karar vericisi olmak için mücadele ediyorlar.

Yaşamlarını; özgürce, kendi istedikleri doğrultuda yaşayabilmek adına ayaktalar. Çağ dışı, gerici zırvalarla yok olmamak adına; bizlerin aksine erkenden seslerini çıkarıyorlar. Bizler gibi bir şeyler uçup gitmeden. 

Bu gençler; sopa ve şiddetle değil, akıl ve bilgi ile yürümeye çalışarak kendi "Kurtuluş Savaşları"nı yaratıyorlar. Kendilerine sopa, taş, şiddetten başka bir şekilde cevap vermeyi bilmeyen gerici, cahil bir kitle karşısında koca bir cesur yürek, bizlere ise umut ve pusula oluyorlar.

Onlara engel olmayın.
Onları yalnız bırakmayın.
Onların yanında yürüyün.
Kendi düştüğünüz hataları anlatın ki onlar yapmasın.
Sağduyuyu elden bırakmamayı sürekli hatırlatın.

Bir diğer konu ise; mevcuttaki yönetim bu kazan kaldıran, gencecik yaşında bildirimler yazan bu çocukların yaptıklarını yanına bırakmaz.

Geçmişte yaşadığımız ne yazık ki birçok deneyim bunu göstermiştir. 


Şimdilik mezuniyet törenleri ve ortam bildiri ile başlayan protesto şayet başka bir boyuta taşınır ve yaygınlaşırsa devreye belki yine polis girebilir; dayak, eziyet, korkutma vs yaşanabilir. Ya da okul yönetimlerine, müdür/müdür muavinlerine yazılar gönderilip öne çıkan öğrenciler disiplin, okuldan uzaklaştırma gibi cezalarla karşı karşıya gelebilir.

Bu gibi durum söz konusu olursa bu çocuklara avukat gerekecektir. 
Bu çocukların çoğu orta halli ya da ekonomik durumu daha düşük ailelerin çocuklarıdır. Malum herkesin avukat tutacak gücü yok.

O yüzden bu yazım kimlere ulaşabilir bilmiyorum ama Sayın Ümit Kocasakal, Sayın Metin Feyzioğlu ya da Baro'nun diğer avukatları bu çocukların gönüllü avukatı olmalıdır.

Bu çocukları yalnız bırakmayın.

21 Mayıs 2016 Cumartesi

AHMET ÜMİT || BEYOĞLU'NUN EN GÜZEL ABİSİ


"Katiller ortada, görmüyor musunuz her şey ortada. Bu semti mahvettiler, bu şehri mahvettiler, bu ülkeyi mahvettiler, hepimizi mahvettiler. Görmüyor musunuz, katiller orada."



Bir kitabın daha sonuna geldik, sayın seyirciler:)  Ahmet Ümit imzalı Beyoğlu'nun En Güzel Abisi an itibari ile bitmiştir.
 

Kitaba klasik bir polisiye roman diyemeyiz çünkü biraz eksik kalır. Olay örgüsü, kurgusu, sokakları, mekanları, koşuşturmaları, Tarlabaşı'nda yaşanan insan dramları, toplumuzu analiz eden karakterleri, yorumları açısından gayet başarılıydı. 

Lakin yazarın 20 sayfada bir Gezi'ye selam çakması, kel alaka bir yerde 6-7 Eylul olaylarından bahsetmesi, olmamış. Hikayenin içine yerleştirememiş, sakil kalmış. Gereksiz yere uzatılmış çok konu ve yazılmış karakter vardı. Bize ne misal Fufu'nun hikayesinden? Yazarın hikayenin içine kendi adını yerleştirmesi de itici geldi bana. 

Onun dışında anlatım dili olarak gayet akıcı ve sürükleyici idi. Tarlabaşı'nın sokaklarında bir oraya bir buraya koştuk durduk.


Katil mi? Başlarda herkesi potansiyel katil görürken, sonunda 2 tahminimden biri çıktı.


15 Mayıs 2016 Pazar

ERKAN SARIYILDIZ || SESSİZ TANGO



"Yaptığın her seçim, kaderinle dansındır."
 

 Ayşe'nin dışarıdan bakıldığında şahane bir hayatı vardı. Yakışıklı, zengin, başarılı bir kocası, mutlu aile tablosunu tamamlayacı bir erkek evlat, iyi semtte bir ev, bir araba ve bir işi vardı. Fotoğrafa uzaktan baktığında her ne kadar imrenilecek bir yaşam gibi gözükse de yakına yaklaştığında aslında öyle olmadığını görüyorsun. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir klişesi/gerçeğine bir kez daha tanık oluyoruz. 

"Başkalarını suçlayarak yaşamak..
Çok güzel ve çok kolay..."


Kendini "değersiz", "kaybeden" sürekli bir "kurban" olarak görerek tüm yaşamındaki olumsuzlukların suçunu hep karşısındaki insanlara atarak yaşayan Ayşe, arkadaşının tavsiyesi ile bir danışmana gider. Başta danışmanı çıldırtsa da zamanla ne demek istediğini anlar ve okuyucuya rahat bir nefes aldırır 😃

"Unutma,

Yüzleşmekten kaçındığın sürece
Korkularının daha da çok güçlenmesine sebep olursun."

Yazar Erkan Sarıyıldız; standart bir kişisel gelişim kitabı yazmak yerine standart bir hikayenin içine anlatmak istediklerini yerleştirmiş. Ki bence de böylesi daha keyifli olmuş. 


Kitabın en çok hoşuma giden tarafı yazar Ayşe'nin kaderini okuyucuya bırakıyor. Sen seçiyorsun, o yoldan devam ediyorsun :) Seçenekler her ne kadar kısıtlı da olsa okunması rahat, keyifli bir kitaptı :) 


Tek eleştirim; günlük konuşma esnasında sürekli karşımızdakinin ismini anarak konuşmuyoruz. Yani
-merhaba ayşe, merhaba zeynep, nasılsın ayşe, iyim zeynep, sen nasılsın zeynep gibi :) 

27 Nisan 2016 Çarşamba

ALTAY ÖKTEM || O ADAM BABAMDI


  • O Adam Babamdı... Altay Öktem...


    Yeni bir kitap... Yeni bir yazar...

    Çok değişik bir kitaptı. İlk kez bir kitap okurken midemin zorlandığını hissettim.  


    Sessiz, sakin, kibar, eski Türkçe kelimelerle konuşan, çokça obsesif kompulsif bir karakter Haydar Bey. 


    Hayatının önemli günlerini Maarif takviminin yapraklarını kopararak biriktiren, her şeyi kendi üzerine alan üstelik yanlış anlayan ve bu uğurda 
    gözünü kırpmadan cinayetler işleyen biri... Hani pire için yorgan yakmak deyimi vardır ya Haydar Bey tam öyle biri işte, o yorgan yakmıyor, insanları öldürüyor. 
    Su içer gibi, nefes alır gibi. 


    Ama psikopat bir seri katilin gözünden cinayetler bu kadar mı hoş ve detaysı anlatılır?? Yavaş yavaş, kibar kibar... 


    Dildeki yetkinliği, muhteşem kurgusu, başarılı karakter analizi ile son dönemlerde okuduğum en iyi kitaplardandır. 

    Tavsiyemdir, okuyunuz, efenim ama bir şeyler yerken, içerken okumayınız.



14 Mart 2016 Pazartesi

Niye?

  • Yine yüreklerimiz yangın yeri, sayfalarımız karanlık oldu. 

    Renkli bir kareye yer yok bu zamanlarda aslında 'görebilen', 'fark edebilen' için on seneyi aşkın süredir yok.
    Ama bizler devam edebilmek adına tutunuyoruz bir şeylere, çoğu zaman o dalları kendi kendimize yaratıyoruz. 

    Renklerimiz bir kez daha alev aldı bu gece, bir kez daha umutlarımız yandı Ankara'yı yutan kocaman karanlıkta. 

    Bizler en küçücük güzelliği, umudu dahi alıp başımıza kocaman taç yapan aslında kasvetli, gri, karanlık bir ülkenin iyi kalpli hep umut eden güzel insanlarıyız. 

    Kimimiz işine, kimimiz okuluna, bunlar bitti mi de doğruca evine koşan insanlarız. Bizler öyle sosyal hayatı aktif, bir sürü hobisi olan, haftasonunu yakın şehirlere seyahat ederek geçiren, hayatı gerçek anlamıyla yaşayan insanlar değiliz ki. Ayın sonunu getirdi mi mutlu olan, bununla da şükreden bir toplumuz. 

    Herkesin bir Pazar'ı var işte...
    Arkadaşlarıyla buluştuğu, sevgilisi ile gezdiği, ailecek yemeğe gittiği bir Pazar'ı...

    Bazılarımız bugün evindeydi.
    Bazılarımız bugün evine sağ salim gitmeyi başardı.
    Bazılarımız ise başaramadı.
    Olmadı.
    Bir otobüs durağında...
    Bir otobüste...
    Ya da yanından geçerken...
    Bitti hayatı.
    Bitirildi.
    37 hayat.
    37 anne, 37 baba, 37 çocuk, 37 sevgili, 37 arkadaş, 37 yeğen.
    Yandı.
    Peki ne için?
    Bir ülkenin başkenti ayda bir nasıl patlatılır?
    2 gün önce Amerika, Ankara'daki vatandaşlarını uyarırken bizi yönetenler niye bizi uyarmadı?
    Biliyorlarsa, niye uyarmadılar?
    Niye?
    Bilmiyorlarsa...
    O daha kötü ya... 

8 Mart 2016 Salı

Yves Rocher Vakfı – Institut de France, Toprağın Kadınları Projesi

1991 yılında markanın kurucusu Yves Rocher’in oğlu Jacques Rocher tarafından doğa ve çevreyi koruma amacıyla kurulan Yves Rocher Vakfı, 2001 yılında, Fransa’nın en eski en prestijli ve en köklü kurumu olan Institut de France çatısı altına girdi. Aynı yıl,  Yves Rocher Vakfı-Institut de France, “Toprağın Kadınları” projesini lanse etti. ”Kar amacı gütmeden, çevre, eğitim,toplum konularında fayda sağlamak için emek veren kadınları desteklemeyi ve seslerini büyük kitlelere duyurmayı” hedefledi. Bugün, 2015 itibariyle “Toprağın Kadınları” projesi kapsamında 50 ülkeden 325 kadın doğaya, topluma,eğitime katkı veren projeleri için ödüllendirildi ve toplam 1.6 milyon euro ödül dağıtıldı. 

Yves Rocher Vakfı – Institut de France tarafından yapılan proje Türkiye’de ilk kez bu sene yapılacak.

“Toprağın Kadınları” projesi 3 temel başlığı kapsamaktadır.

1.Biyoçeşitlilik: Çevre yararına bir bitki türü ve ya tabiat alanlarının koruma altına alınmasını sağlamak.

2.Toplum:  Çevre yararına alınan bir aksiyon ile,toplumun refahına sürdürülebilir katkıda bulunmak.Bu kapsamda “Kadın özgürlüğü ve cinsiyet eşitliğine destek” de çok önemli bir alt başlık olmaktadır.Bununla da Birleşmiş Milletlerin,1000 yıl kalkınma hedeflerinden birini desteklemiş oluyoruz.

3.Eğitim:  Çevre ile ilgili bir konuda çocukların ve gençlerin bilinçlenmesini sağlamak.

2015 yılı sonunda kazananın belirlendiği yarışmanın ödül töreni 2016 yılında, Türkiye’de gerçekleşecek olan bir seromoni ile duyurulacak. Ardından Paris’te uluslarası bir seromoni gerçekleşecek.

Daha ayrıntılı bilgi almak için tıklayabilir ve videolarını izleyebilirsiniz.

#ToprağınKadınları

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

28 Şubat 2016 Pazar

ZÜLFÜ LİVANELİ || BİR KEDİ, BİR ADAM, BİR ÖLÜM



Merhaba, blog dünyası :)


Bir süredir okuduklarım hakkında buraya yazmadığımın farkındayım. Ancak bu kitabı okuduktan sonra yorum yapmamak, üzerine söz söylememek, kalem oynatmamak haksızlık olacaktı.


12 Mart rüzgarında İstanbul'dan Stockholm'e sığınmak zorunda kalan sürgündeki Sami Baran'ın hikayesini konu alan Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm. 


Yaşadığı acılardan, içine düştüğü boşluktan hayatta yolunu kaybetmiş Sami Baran hayal mı gerçek mi diye ayırt edemediği sanrılarından kurtulmak için hastaneye yatar. Ve orada kendisini ülkesinden sürgün ettiren, tüm bunların sorumlusu olarak gördüğü eski bakanla karşılaşır. Çeşitli politik sebeplerden ötürü farklı ülkelerden gelen diğer mültecilerle birlikte onu öldürme planı yaparlar. 

Öykünün bir karakterin bir de yazarın ağzından anlatılarak yazıldığı çift anlatım sayesinde kitap akıcı bir şekilde ilerliyor ve okunası keyifli bir hale geliyor. İki farklı anlatım, iki farklı son. 

Affetmek mi intikam mı? 
Ülkelerine dair yaşadıkları hayal kırıklıklarına rağmen gitmeye zorlandıkları medeniyetin merkezi Avrupa ülkelerinde umduklarını bulabiliyorlar mı? 
Ya mutluluk? 

Ait olma duygusu? 


Galiba sürgündeki insanlar için en acı şey bu olmalı.... Hiçbir yere ait olamama duygusu. Ne kendi ülkene, ne senden ileride olan o ülkeye. 


Sanırım beğensek de beğenmesek de dünyadaki herkes doğduğu topraklara ait. 

Genelde anlatımını beğenmediğim Livaneli'yi bu kitapta çok beğendim ve hiç düşünmediğiniz konuları düşündürttüğü ve hissettirdiği için bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum :)


Keyifli okumalar !

 

11 Şubat 2016 Perşembe

CELESTE NG || SANA SÖYLEYEMEDİĞİM HER ŞEY


"İnsan zaten hayatta asla istediğini elde edemezdi. Tek yapabildiği şey, onsuz da idare etmeyi öğrenmekti." 


Amazon'da yılın en iyi kitabı seçilen Sana Söyleyemediğim Her Şey; ülkemizde sevgili martı yayınları tarafından dilimize çevrilmiş. Kitap kısa süre içerisinde ülkemizde de kulaktan kulağa duyularak çok okunanlar listesinde girmeyi başardı.


Sana Söyleyemediğim Her Şey; bir aile draması, bir ötekileştirme, sosyolojik psikolojik bir kendini sorgulama hikayesi. 

Amerikalı anne Marilyn, Çinli baba James, babalarına benzediği için sürekli dalga geçilen, aşağılan hatta anne babaları için bile varlıkları yoklukları bir olan büyük çocuk Nath ile küçük çocuk Hannah.... Ve annesinin gözlerini alan ortanca çocuk Lydia... 


Kendi gerçekleştirememiş hayallerini Lydia üzerinde deneyen, zorlayan anne baba... Her söylediklerine evet diyen, tanıdıklarını sandıkları kızlarını aslında hiç tanımadıklarını fark eden anne baba.. Unutulan iki kardeş... 


Kitap sondan başa giden bir anlatıma sahip. Yalın ama dopdolu. Aynı paragrafta hem Lydia'nın iç sesini okurken, hem Nath'in iç sesini okuyabiliyorsunuz. Beş ana karakterin dün bugün olarak iç sesini eşit olarak vermiş yazar. Bu gel gitli anlatım hem hoş hem yorucuydu ama tüm karakterleri anladım, tanıdım. 


Bazen kalpten geçirdiklerimizle ağzımızdan çıkan cümleler birbirinden ne kadar farklıdır. Tam ağzına gelir, söylemek istersin ama bir de bakarsın ki söylemek istediğinin tam zıttı çıkmıştır. Bazen kimselerin görmediğini sen görürsün. Kimse fark etmez ama sen bilirsin. Söyleyemezsin... Kendi algına göre akıl yürütürsün. Başkaları adına karar verirsin.

İç hesaplaşmalar, kayıplar, kaçırdıklarımız, hayallerimiz, hatalar, geri dönüşü olmayan sözler, kimde ne ızı bıraktığımızı bilmeden geçen hayatlar...


Kitap okumayı sevmiyorsanız dahi şayet ebeveyn iseniz bence bu kitabı okumalısınız. Ebeveyn değilseniz dahi muhakkak okuyunuz. 


Muhteşem bir kurgu, dopdolu anlatım.

Söylemek istediğiniz her ne varsa söyleyin, yarın çok geç olmadan...


6 Şubat 2016 Cumartesi

TESS GERRİTSEN || ÇIRAK - GÜNAHKAR


Selam millet! Dışarısı kar, buz, yağmur, çamur, fırtına ama ev öyle mi? Sıcak çikolata tadında ohh mis:)

Instagram aleminin "tess'i okumalısın", "aa hala okumadın mı", "hemen başlamalısın" diye tavsiyelere boğduğu Tess Gerritsen ile tanışmamız serinin ilk kitabı Cerrah'la olmuştu. Cerrah'ın yorumu birkaç yazı öncesinde yer alıyor, bugün size Çırak ve Günahkar'dan bahsedeceğim, kısa kısa. 


Polisiye tıbbi gerilim tarzındaki serinin ikinci kitabı Çırak okundu bitti, efendim.


Biliyorsunuz; ilk kitap Rizzoli'nin seri katil Cerrah'ı yakalaması ile son bulmuştu. Rizzoli, her ne kadar onu içeri tıkmayı becermiş ve üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen zihninin bir köşesinden atmayı başaramamıştı. İçten içe içini, beynini kemiren cerrah'ın izlerinden kendini kurtarmaya çalışsa da, cerrah hapishanede dahi olsa kontrolün hala kendinde olduğunu Rizzoli'ye göstermekte gecikmez. 
Rizzoli, ortaya yeni çıkan yeni bir seri katılın peşine düşer, düşer düşmesine de bu yeni katilde hep Cerrah'ın izlerini görür. Bu sırada soruşturmaya tepeden FBI'nin adamı Dean'in atanması ile hem kafası karışır hem de hikaye daha yaşanılır hale gelir:)


Çırak; heyecanı ve adrenalini yüksek ama pek korkutucu olmayan bir kitaptı. Yazarın ilk kitabında olduğu gibi son 20 sayfaya kadar hikaye belli bir dengede gidiyor ve çözüm hızlı bir şekilde son 20 sayfada gerçekleşiyor. Açıkçası ben Çırak'ı Cerrah'tan daha çok sevdim. Bu tarz sevenlere tavsiye ederim.



Ve serinin 3. kitabı, Günahkar.


Tess Gerritsen'e ait okuduğum üç kitap ışığı altında sizlere kısa bilgi vereyim. 


Serinin ilk kitabı Cerrah'ta 5 polis dedektifi seri bir katılın peşine düşüyordu. Rizzoli ve Moore ön plandaydı, Dr.Isles yoktu. 


İkinci kitap Çırak'ta Dr.Isles ile tanıştık ama ağırlıkta Rizzoli vardı, onun geçmişi, ailesi, aşkı vs... 


Üçüncü kitap Günahkar da bu sefer esas karakterimiz Dr.Isles oldu. Onun geçmişi, ailesi, eski kocası falan.. 


Sanırım herkesin bahsettiği o Rizzoli&Isles ikilisi dördüncü kitapta tamamen karşımıza çıkacak çünkü şu ana kadar ikili olmaya dair herhangi bir şey hissedemedim.


Günahkar'a gelirsek; manastırın avlusunda biri ölü biri ölümle pençeleşen iki rahibe bulunur. Bir başka gün başka bir yerde benzeri şekilde öldürülen bir kadın cesedi daha bulunur. Yalnız bu kadının elleri ve ayakları bedeninden kesilmiştir. Ve yüzü alınmıştır !!!! 


FBI olaya dahil olur, Dr.Isles'in eski kocası ortaya çıkar ve olaylar olaylar :)


İyi bir cinayet romanı. Heyecanlı. Bazı yerleri insanın midesini kaldıran cinsten. Bol kan var. 


Yalnız....


Güzelim kitabı berbat bir çeviri ile Martı yayınevi mahvetmiş. Adeta Samanyolu Tv'de kovboy filmi izler gibi okudum. "Secdeye yatar gibi", "temizlik imandan gelir", "kapının orada bulunan ceset ambulansa konulurken kollarını oynatıyormuş" ???? Nedir allasen?? Anlam kaymasına sebep verecek dilbilgisi, imla hataları vardı. 


Yani çeviriye takılmazsanız, tavsiyedir. Tess Gerritsen bana kalırsa ya başka yayınevinden ya da orjinalinden okunmalı der, hepinize bol okumalı keyifli bir haftasonu dilerim:)))