İçimizdeki Şeytan; Sabahattin Ali'nin ilk romanı Kuyucaklı Yusuf ve üçüncü romanı Kürk Mantolu Madonna arasında yazdığı ikinci kitabıdır. Bana kalırsa; Sabahattin Ali'nin en önemli özelliği kitaplarında insanın iç dünyasına ayna olan psikolojik çözümlemelerin olması. Bunun nedeni belki de Sabahattin Ali'nin kendi hayatının çalkantılarla geçmesi ama yabana atılamayacak bir gerçek var ki; p da Sabahattin Ali, insanları ve insanların sahip olduğu karmaşık ruh hallerini çok iyi analiz ediyor, tanımlıyor ve anlatıyor.
İyi temellendirilmiş karakterleri, gerçekçiliği, iyilikle kötülüğün, her türlü duygunun iç içe geçmişliği ile yarattığı olay örgüsü ve anlatım dilindeki sadeliği, akıcılığı ile çok başarılı bir roman.
Raif Efendi gibi unutulmaz karakterden sonra İçimizdeki Şeytan'da da yine unutulmayacak iki karakter ile çıkıyor karşımıza.
Ömer; felsefe okuyan ve aynı zamanda dostlar alışverişte görsün tarzında postanede çalışan miskin genç bir adam, Macide ise Balıkesir'den İstanbul'a konservatuvar eğitimi almak için gelen ve Ömer ile ortak akrabalarında kalan genç bir kadın. Hikaye bu iki karakterin vapurdaki karşılaşmaları ve tanışmalarıyla başlıyor.
Romanda birbirinden farklı iki karakterin birleşen hayatlarını ve birbirlerini tanıma, idare etme çabalarını okuyoruz. Aynı zamanda bir ailenin geçim sıkıntısı altında nasıl ezilebildiğini görüyoruz.
Ömer karşımıza sıkça çıkan biri hatta bizim de kendi içimizde barındırabileceğimiz birçok özelliğe sahip. Yeterli iradeyi gösteremeyen Ömer, yaptığı hataları için sürekli “İçimizdeki Şeytan”ı suçlar. Çevresindekilerin etkisi altına çokça girip iradeden yoksun, zayıf davranışlar sergiliyor. Macide ise benim bu zaman kadar romanlarda rastladığım en güçlü kadın karakterlerden biri. Kendini iyi tanıyan ve çevresine karşı içten içe savaş veren bir kişiliğe sahip. Macide her sayfada gözümde daha da büyüdü.
Burada belirtmeden geçemeyeceğim iki karakter daha var. Biri; Macide'nin müzik öğretmeni, kitaptaki saf iyiliğin, doğruluğun temsili Bedri var.
Bir de, -bana kalırsa- aslında kitabın şahane bir özetini yapan Veznedar Hafız Hüsamettin bey... Kitaptaki ana karakterler arasında her ne kadar çok yer kaplamasa da kilit noktadaki rolü ve vurucu tespiti ile hikayeye imzasını atıyor. “Sana teşekkür borçluyum evlat…Bana dünyanın hakikaten suratına tükürülmeye bile değmez olduğunu ve bu dünyada suratına tükürülmeyecek bir tek, ama bir tek insan bile bulunmadığını sağlam bir şekilde ispat ettin.” Basit bir yolsuzluk ve onun devamında bu yolsuzlukla ilgili atılan adım, insan karakterinin ne kadar da çürümüş olduğunu gösteriyor.
Ben okurken gördüm ki; Sabahattin Ali'nin bütün karakterlerinin arkasında aslında kendisi var. Kendi şeytanını, kendi yalnızlığını, kendi hayatını, kendi güçsüzlüğünü, kendi kuvvetini anlatıyor. Kitaptaki karakterlerin ağzından o kendi deneyimlerini, düşüncelerini ve tespitlerini paylaşıyor. Okuyucuya sessiz bir çığlık atıyor belki de, kimbilir...
Kitabın belki de en iyi özelliği halen güncelliğini koruması ve bugünümüze de ışık tutması. İnsanın ruhundaki devinimler o kadar iyi aktarılmış ki 70 yıl öncesi ile şu an arasında hiçbir fark yok gibi geliyor insana. Sabahattin Ali; insanlığı bütün bir analize sokarak tutkularımızı, zaaflarımızı acı şekilde gözümüze sokuyor. Kitap, aydın geçinenleri, özellikle neyin ne olduğunu bilmeden ideolojilere nasıl körü körüne bağlanıldığı konularında da çok güzel yorumlar içeriyor. Bir de karakterlerin içlerine döndükleri ve özeleştiri yaptıkları monologları çok başarılı. Zaten Sabahattin Ali'nin en büyük başarısı insanların iç seslerini çok güzel dile getirmesidir.
Söz konusu Sabahattin Ali olunca, kendimi susturamıyorum. Sizi şimdi birkaç altı çizilmelik cümle ile başbaşa bırakıyorum.
Eğer derseniz ki ideal dünyalar, fantastik betimlemeler yapmasına gerek yok ben içime baktıran kitapları severim o zaman Sabahattin Ali okuyun, eğer biraz da meselesi olsun derseniz o zaman “İçimizdeki Şeytan” okuyun. Geç kalmadan bu efsane ile tanışın!
“İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.”
"Günün birinde ya çıldıracağız, ya dünyaya hakim olacağız. Şimdilik bir rakı parası bulmaya çalışalım ve parlak istikbalimizin şerefine birkaç kadeh içelim."
"İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır."
“İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması. İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey hakikatleri görmekten kaçmak ihtiyadı var…”
ah Sabahattin Ali kitaplarınla canıımsın!!! çok severek okudum bende
YanıtlaSilAynen bende cok sevdim
Sil